9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı MEB Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa – 162 (Yeni Müfredat-Yeni Kitap)(2017-2018) | Dersimiz Edebiyat
Loading Posts...

9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı MEB Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa – 162 (Yeni Müfredat-Yeni Kitap)(2017-2018)

 2. Metin

KÜÇÜK AĞA

Millî Mücadele’nin anlatıldığı bu eserde Akşehir’de geçen olaylar, Salih’in savaştan (I. Dünya Savaşı) dönmesiyle başlar. Salih, Arabistan çöllerinde sağ kolunu kaybetmiş, yüzünün sağ tarafına ağır yaralar almış bir askerdir. Geri döndüğünde Akşehir’i eskisi gibi bulmaz. Çocukluk arkadaşı Niko’nun, köylülerin hatta annesinin bile ona bakışı değişmiştir. Artık o Çolak Salih’tir. Yurdun her köşesi gibi Akşehir de bir karışıklık içindedir. Bu sırada Akşehir’e İstanbullu Hoca lakabıyla tanınan Mehmet Reşit Efendi gelir. İstanbullu Hoca, Kuvayımilliye aleyhtarıdır. Onun gelmesiyle Akşehir, Kuvayımilliye taraftarları ve İstanbullu Hoca taraftarları olmak üzere ikiye ayrılır. İstanbullu Hoca, Kuvayımilliye aleyhinde vaazlar vermeye başlar ve bu vaazların etkisiyle Kuvayımilliye aleyhtarlığı gittikçe artar. Bunun üzerine hakkında vur emri çıkarılır. Hakkındaki hükmü öğrenen İstanbullu Hoca, Akşehir’den kaçarak Çakırsaraylı’nın çetesine katılır. İstanbullu Hoca’nın kaçışı kısa zamanda duyulur.

 

 

Aşağıdaki metinde İstanbullu Hoca’nın yörede bulunan Çakırsaraylı’nın çetesine katılması ve “Küçük Ağa” adını alması anlatılmaktadır.

(…)

Recep ile beş adamı Hoca Efendi’yi yatsıdan iki saat sonra Müezzin’in evinden aldılar. Küçük kafile şafaktan önce Yakasaray köyünün üstündeki konakta idi.

Recep onlardan beş dakika kadar önce Çakırsaraylı’nın yanına varmış ve olup bitenleri anlatmıştı. Çakırsaraylı Hoca’ya büyük bir itibar gösterdi. “Her şeyde emir senin, ağa sensin,” dedi. Köy tamamen Çakırsaraylı’ya bağlıydı. Fakat yine de tedbirli olmak gerekti. Hoca onun dediklerini ağzını açmadan dinledi ve sonunda da “Peki,” dedi. Ortalık ağardığı zaman artık o kar gibi sarıklı, latalı, sakallı İstanbullu Hoca yoktu. Yerine yün başlıklı, kadı biçimi şalvarına yumuşacık lâpçin mes çekmiş, salta giymiş, beli fişeklikli tığ gibi delikanlı gelmişti.

Hoca sakallarına ustura vururken belli belirsiz bir üzüntü duydu. Hepsi de bu kadarla kaldı. Arkası çiçekli yeşil teneke ile kaplı aynaya baktı baktı ve “Allah!” diye içini boşalttı. Bundan sonra artık ağzından kelimeler miskalle çıkacaktı. En çok yadırgadığı da, şimdilik, belindeki toplu tabanca idi. Onun neye yarayacağını bilmiyordu ve bu tabanca yüzünden kendini çok gülünç buluyordu.

 

Yükleniyor...