9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı MEB Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa – 164 (Yeni Müfredat-Yeni Kitap)(2017-2018) | Dersimiz Edebiyat
Loading Posts...

9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı MEB Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa – 164 (Yeni Müfredat-Yeni Kitap)(2017-2018)

 Aşağıdaki metin Küçük Ağa ile Doktor’un sohbet ettiği bölümden alınmıştır.

Bir iki dakika kadar süren bir sessizlik oldu. Küçük Ağa kımıldamadan pabuçlarının burnuna bakıyor ve Doktor’un ısrarla kendisini incelediğini seziyordu. Doktor gerçekten de Küçük Ağa’ya dikmişti gözlerini. Ama bu bakışlarda sevgi, saygı, hattâ hayranlık vardı.

Nihayet içinde bu duyguların gülümsediği bir sesle:

“Küçük Ağa… Küçük Ağa, daima Küçük Ağa… Herkes Küçük Ağa diyordu son zamanlarda. Tabii ben de Küçük Ağa deyip duruyor ve herkes gibi ben de Küçük Ağa’yı merak ediyordum. Gördüm işte… Ve çok sevdim… Herkesten çok daha büyük olacak benim sevincim.”

Küçük Ağa başını kaldırdı ve soran gözlerle baktı. Doktor çevik bir davranışla ayağa kalkmıştı. Gidecekti artık. Onun hâlâ soran gözlerine dost gözlerle bakarak:

“Çünkü,” dedi. “Küçük Ağa’nın siz oluşu.. yani.. nasıl söylemeli?.. Anlıyor musunuz veya anlatabiliyor

muyum bilmem… Sizin gibi genç, güçlü, kuvvetli.. ve bilhassa bilgili, akıllı biri oluşu… Kısacası işte siz oluşunuz benim için hususî bir kıymet ve ehemmiyet taşıyor.”

Bir müddet göz göze kaldılar. Sonra Doktor alçak bir sesle:

“Tabii,” dedi, “bu pek hususî telâkki yalnız beni ilgilendirir ve elbette yalnız bende kalacak. Bunu en yakın ahbabım Yüzbaşı Hamdi Bey’e bile anlatabileceğimi zannetmiyorum. İnşallah bundan böyle hepimiz yeni bir dostluk kazanmış oluruz. Müsaadenizi rica edeceğim. Salih’i arattırırız. Ayrıca sizi bazı eşhasla tanıştırmak isterim. Meselâ Mehmet Âkif ve Hasan Basri Beylerle… Onlar da burada kalıyorlar.

Birbirinizden pek hoşlanacağınızı sanırım. Allahaısmarladık efendim. Ziyaretinize yine geleceğim. Ben istasyonda kalıyorum, gerekirse oradan ararsınız.”

Küçük Ağa Doktor’u, bir tek kelime söylemeden dış kapıya kadar uğurladı ve ancak ayrılacakları

sırada:

“Size müteşekkirim,” dedi.

“Estağfurullah.”

Küçük Ağa mahzun bir gülümseyişle ısrar etti:

“Hattâ minnettarım.”

Hüznü Doktor’a da geçmişti. Doktor, Küçük Ağa’nın İstanbullu Hoca olduğunu öğrendikten, daha

doğrusu Salih’in sebep olduğu şüphenin doğruluğunu anladıktan sonra ister istemez, bu dramatik

havaya kayıyordu. Onun ruh yapısı maceranın insan yönüne, erkeksiz kalan ev’e, körpe zevceye ve

baba yüzü görmeyen çocuğa kayıtsız kalamaz, Küçük Ağa’nın yakıcı özleyişine yakınlık duymadan

yapamazdı.

Küçük Ağa, kendisine teşekkürden, minnetten bahsetmişti. Peki kendisi Küçük Ağa’ya neler söylemek, onun için neler duymak zorundaydı? Doktor istasyona doğru yürürken, asıl borçlu kim diye düşünüyordu.

Küçük Ağa’yı herkes övmüştü, herkes övüyordu… Öveceklerdi de. Fakat bunu tam hakkı ile yapacak bir tek insan daha var mıydı kendisinden başka?

“Bir de Salih,” diye mırıldandı.

Küçük Ağa’nın keşfettiği hakikat için neler bıraktığını bilen bir de Salih vardı, o kadar. Doktor düşünüyordu ki, İstanbullu Hoca, isteseydi, Küçük Ağa olacak yerde, pekâlâ İstanbul’a geçebilir, bunu da kolaylıkla yapabilirdi. O zaman ölüm tehlikeleri, yokluklar ve sefalet yerine, asıl asıl bütün bunlardan beter olan büyük hasretler yerine rahat ve varlıklı bir hayat sürebilirdi. Zira karısı ile  çocuğunu İstanbul’a, yanına aldırması mesele olmayacaktı.

Yükleniyor...