1.Deyimler, değişik çekimlere girebilir; atasözlerinde böyle bir durum söz konusu değildir, atasözlerinde genel olarak geniş zaman ve emir kipi kullanılır.
ÖRNEK
“Başında kavak yelleri esmek” deyiminde “baş” ve “esmek” sözcüklerini değişik çekimlerde kullanabiliriz :
O zamanlar başımda kavak yelleri esiyordu.
Bugünlerde başınızda kavak yelleri esiyor.
Genç olanın başında kavak yelleri eser.
Bir zamanlar onun da başında kavak yelleri esmişti.
Bir dönem herkesin başında kavak yelleri esmeli.
Benim başımda kavak yelleri hiç esmedi.
2.Deyimleri oluşturan sözcükler arasına başka sözcükler girebilir ama atasözlerini oluşturan sözcükler arasına giremez.
ÖRNEK
“Ayıkla pirincin taşını” deyimini buna göre kullanalım:
Ayıkla bakalım pirincin taşını?
Ayıkla şimdi pirincin taşını.
Ayıklayabilir misin pirincin taşını?
Ayıkla ayıklayabilirsen pirincin taşını.
3.Deyimler durum bildirir, kural koymaz, genelleme yapmaz. Atasözleri toplumun genelini ilgilendirir, kural koyar, öğüt verir, yol gösterir.
4.Deyimler, kullanıldıkları cümlelerde anlam kazanır, atasözleri tek başlarına bir hüküm bildirir.
DEYİMLERLE ATASÖZLERİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER
Her ikisi de
Benzetme amacı güdülerek varlıklar ve kavramlar arasında ilgi kurmaya “deyim aktarması” denir. Deyim aktarmasında ilgi kurulan varlıklardan birine ait bir özellik diğerine aktarılır.Deyim aktarması iki şekilde görülebilir:
İnsandan Doğaya Aktarma:
İnsana ait özelliklerin insan dışındaki varlıklara aktarılmasıdır.
Doğadan İnsana Aktarma:
Doğaya ait birtakım özelliklerin insanlara aktarılmasıdır. Genellikle benzetme yoluyla kurulan anlamdır
Bir sözcüğün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcüğün yerine kullanılmasıdır. Ad aktarmasına “mecazımürsel” adı da verilir. Ad aktarması çeşitli ilgilerle oluşur.
Bir varlığın dışı söylenerek içi ya da içi söylenerek dışı kastedilir.
Parça söylenerek bütün ya da bütün söylenerek parça kastedilir.
Sanatçı söylenerek sanatçının yapıtı kastedilir.
Yer veya bir yapı adı söylenerek o yerde ya da yapıda yasayan insanlar kastedilir.
Bir yer adı söylenerek o yerdeki yöneticiler kastedilir.
Soyut bir kavram söylenerek somut bir varlık kastedilir.
Sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama “mecaz anlam” denir. Mecazlı sözcükler anlatıma güzellik, akıcılık ve etkileyicilik kazandırır. Mecaz anlam, sözcük düzeyinde olabileceği gibi deyim ve atasözü düzeyinde de olabilir
Sözcük Düzeyinde Mecaz
Birden çok sözcükten oluşan ve anlamca bir durumu, kavramı, nesneyi yansıtan her söz birliği, bir sözcük grubudur. Bir yazar, kalıplaşmış sözcük gruplarının (ikileme, deyim, atasözü) dışında kendisi de sözcüklere farklı anlamlar yükleyerek yeni sözcük grupları oluşturabilir. Bunların dilde bilinen kalıplaşmış kullanımları yoktur. Yaygınlaşmamış bu sözler, kullanıldıkları metinde özel bir anlamı karşılayarak yazarın iletmek istediği yargıyı aktarır.
Şimdi aşağıdaki cümlelerde belirtilen kalıplaşmamış sözcük gruplarını anlam bakımından inceleyip bu sözlerle anlatılmak istenenleri görelim:
Bu tip söz gruplarında ana kavramları bulmak ve bunların karşılığını içeren anlamları tespit etmek gerekir. Bu cümlede ana kavramlar “tarihsel” ve “çekirdek” sözcükleridir. “Tarihsel”sözcüğü “geçmiş”, “çekirdek” sözcüğü, “kaynaklık etmek” sözcükleriyle karşılanabilir. Dolayısıyla bu cümlede altı çizili sözle, sözü edilen eski mahallenin Ardahan’ın geçmişine kaynaklık ettiği anlatılmak istenmektedir.
Bu cümledeki altı çizili sözle, sözü edilen sanatçının, geçmişte yaşadıklarının etkisinde kalıp yaşadığı dönemden kopmadığı anlatılmak istenmiştir.
Bu cümledeki altı çizili sözle, bir yapıtın değerli olabilmesi için, daha önce denenmemiş anlatım biçimleriyle oluşturulmasının bir gereklilik olduğu anlatılmak istenmiştir.
Bu cümledeki altı çizili sözle, sözü edilen romanda, yazarın, sürekli kendi düşünce ve duygularından söz ettiği anlatılmak istenmiştir.
Bu cümledeki altı çizili sözle, sözü edilen şiirlerin, başka şiirlere benzeyen anlatım özellikleri taşıdığı, dolayısıyla özgün anlatımdan yoksun olduğu anlatılmak istenmiştir.
]]>Anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek, çeşitli anlam ilgileri kurmak için oluşturulmuş söz gruplarıdır. Türkçede ikilemeler arasına noktalama işareti konmaz. İkilemeler değişik yöntemlerle oluşturulur:
Aynı sözcüğün tekrar edilmesiyle (yineleme):
yavaş yavaş, ince ince, ağlaya ağlaya, birer birer, ağır ağır, sıra sıra, tek tek, koşa koşa, yeşil yeşil, usul usul, kapı kapı, çıtır çıtır…
Ramazan davulcusu kapı kapı dolaşıp bahşiş topluyordu.
Kahvaltıda çayın yanında çıtır çıtır simit mutlaka olurdu.
Yalnız benim için bak yeşil yeşil.
Yolun iki tarafında da sıra sıra ağaçlar diziliydi.
Anlamdaş (eş anlamlı) sözcükler yan yana getirilmesiyle:
ses seda, kılık kıyafet, şan şöhret, sorgu sual, sağlık sıhhat…
Çocuklar ders çalıştığından, sınıftan ses seda çıkmıyordu.
Arkadaşım kılık kıyafetine özen gösterirdi.
Edebiyatçıların san şöhret peşinde koşmalarından hazzetmezdi.
Yakın anlamlı sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
sağ salim, eş dost, derli toplu, börek çörek, doğru dürüst, delik deşik, çalı çırpı, ar namus, yalan yanlış…
Uzun bir yolculuktan sonra sağ salim köye varmıştık.
Çocuğun derli toplu bir odası vardı.
Etraftan biraz çalı çırpı toplayıp mangalı yaktık.
Yalan yanlış konuşup canımı sıkma benim.
Karşıt (zıt) anlamlı sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
aşağı yukarı, dost düşman, az çok, er geç, iyi kötü, bata çıka, düşe kalka, alt üst (olmak), içli dışlı, irili ufaklı…
Olanları az çok tahmin edebiliyorum.
Seninle görüşmeyen aşağı yukarı yirmi yıl olmuştur.
Arabamız çamurlu yolda bata çıka ilerliyordu.
Dağın eteklerinde irili ufaklı evler vardı.
Biri anlamlı, biri anlamsız sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
eski püskü, yırtık pırtık, eğri büğrü, bölük pörçük, ufak tefek…
İhtiyarın üzerinde eski püskü bir palto vardı.
İnsanların ufak tefek kusurlarını hoş görmelisin.
Buraya gelirken eğri büğrü yollardan geçtik.
Anlamlı bir sözcükle uyaklı başka bir sözcüğün yan yana getirilmesiyle:
kitap mitap, ağaç mağaç, para mara, uzak muzak, tablo mablo…
Ben uzak muzak anlamam, hep beraber oraya gideceğiz.
Adam, eski kitapları bize verdi para mara istemedi.
Akşam çarşıya inelim, hem salona birkaç tablo mablo alırız.
Anlamsız sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
ıvır zıvır, eciş bücüş, abur cubur, abuk sabuk, eften püften…
Evdeki bütün ıvır zıvır eşyayı eskiciye verdik.
Öyle abur cubur yemeye devam edersen hastalanırsın.
Eften püften meselelerle insanları meşgul etme.
Yansıma sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
şırıl şırıl, cızır cızır, gacır gucur, fokur fokur, küt küt, tık tık…
Şırıl şırıl akan bir derenin yanında pikniğimizi yaptık.
Mangalda cızır cızır pişen etlerin kokusu herkesi acıktırmıştı.
Kozalaklarla yaktığımız semaver fokur fokur kaynıyordu.
Durum eki almış sözcüklerin yan yana getirilmesiyle:
baş başa, yüz yüze, elde avuçta, yıldan yıla, nesilden nesile…
Bu konuyu onunla yüz yüze görüştük.
İhtiyar elinde avucunda ne varsa satmıştı.
Türkülerimiz nesilden nesile aktarılarak varlığını sürdürüyor.
]]>
– Armudu soy ye, elmayı say ye.
– Dost, dostun eyerlenmiş atıdır.
– Bal, bal demekle ağız tatlanmaz.
– Paça ıslanmadan balık tutulmaz.
Gerçek Anlamlılar
– Bugünün işini yarına bırakma.
– Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır.
– Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
– Az söyle, çok dinle.
– Sebepsiz ölüm olmaz.
– Her çok, azdan olur.
– Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
Mecaz Anlamlılar
– Körle yatan şaşı kalkar.
– Aç tavuk düşünde darı görür.
– Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur.
– Çivi çiviyi söker.
– Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
– Rüzgâr eken fırtına biçer.
– Lafla peynir gemisi yürümez.
Kinayeli Olanlar
– Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
– Ağaç yaşken eğilir.
– Ayağını yorganına göre uzat.
– Damlaya damlaya göl olur.
– Gülü seven dikenine katlanır.
– Alçak yerin tepeceği dağ görünür.
Kimi atasözleri birbiriyle çelişir.
– İyilik eden iyilik bulur.
– İyiliğe iyilik olsaydı koca öküze bıçak olmazdı.
– Fazla mal göz çıkarmaz.
– Azıcık aşım, kaygısız başım.
– Eğri oturup doğru konuşalım.
– Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
– Zararın neresinden dönülse kârdır.
– Battı balık yan gider.
– Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
– Doğru söyleyenin tepesi delik olur.
]]>Anlatımı güçlendirmek için, bir anlamı karşılamak üzere bir araya gelen kalıplaşmış sözlerdir.
Sözcüklerin yerine eş anlamlısı kullanılamaz, yeri değiştirilemez.
– Baltayı taşa vurmak yerine, baltayı kayaya vurmak;
– Korku saçmak yerine, korku dağıtmak;
– Akla karayı seçmek yerine, karayla akı seçmek;
– Sözü ağzında gevelemek yerine, ağzında sözü gevelemek,denemez.
– Acemi çaylak, sen bunu yapamazsın, yerine, tecrübesiz çaylak denemez.
– Burnu havada, yerine burnu göklerde vs. denemez.
Anlatımı güzelleştirmeye, güçlendirmeye yarar.
– Söz dinlememek, baskı altına alınamamak sözleriyle anlatılabilecek bir durum, ele avuca sığmamak deyimiyle,
– Bir şeyi yapmak için kendiliğinden bir istek duymak sözleriyle anlatılabilecek bir durum, içinden gelmek deyimiyle,
– Çok iyi, çok güzel sözleriyle anlatılabilecek bir durumu gül gibi deyimiyle anlatmak, anlatımı çok daha etkili kılar.
Kuruluşlarına göre mastarlı, mastarsız, kafiyeli, cümle ve öykü biçimindedir.
Mastarlılar
– El açmak
– Yüz bulmak
– Başa kakmak
– Gözleri yaşarmak
– Yüreği ağzına gelmek
– Tepesi atmak
– Açlıktan nefesi kokmak
– Etliye sütlüye karışmamak vs.
Mastarsızlar
– Ateş pahası
– Balık kavağa çıkınca
– Ağzı kalabalık
– Bardaktan boşanırcasına
– Hanım evladı
– Kırk yılda bir
– Çenesi düşük
– Yükte hafif, pahada ağır…
Kafiyeliler
– Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.
– Ya devlet başa ya kuzgun leşe.
– Tencere tava, herkeste bir hava.
– Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine.
– Ele verir talkını, kendi yutar salkımı.
– Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur.
– İki şilte, bir yastık, onu da terkiye astık.
– Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli.
Cümle Biçiminde Olanlar
– Ağzı var, dili yok.
– İyi saatte olsunlar.
– Atı alan Üsküdar’ı geçti.
– Battı balık yan gider.
– İğne atsan yere düşmez.
– Dostlar alışverişte görsün.
– Ayıkla pirincin taşını.
– Delik büyük ama yama küçük.
– Şeytan diyor ki.
– Talihim olsaydı annemden kız doğardım.
Öykü Biçiminde Olanlar
– Deveye: “Boynun eğri.” demişler.”Nerem doğru ki?” demiş.
– Kurda: “Neden boynun kalın?” diye sormuşlar.”Kendi işimi kendim görürüm de ondan.” demiş.
– Tilkiye: “Tavuk kebabı yer misin?” demişler. “Adamın güleceğini getiriyorsunuz.” demiş.
Anlamlarına göre gerçek, mecaz veya kinayelidir.
Gerçek Anlamlılar
– Ağzına bir şey koymamak
– Parayla değil sıra ile
– İyi gün dostu
– Alan razı satan razı
– Adet yerini bulsun
– Allah bana, ben de sana
– Kimi kimsesi yok
– Özrü kabahatinden büyük
– Hem suçlu hem güçlü
– Yeri yurdu belirsiz
Mecaz Anlamlılar
– Sinekten yağ çıkarmak
– Ağzı bozuk
– Kafası şişmek
– Ağzıyla kuş tutmak
– Çantada keklik
– Etekleri zil çalmak
– Ödü kopmak
– İğne ile kuyu kazmak
Kinayeli Olanlar
– Yüzü kızarmak
– Dudak bükmek
– El etek öpmek
– El açmak
– Ortada kalmak
– Ağzı açık kalma
– El sürmemek
Tamlama Biçiminde Olanlar
– Aslan payı
– Dingonun ahırı
– Göz hakkı
– Eşref saati
– Püsküllü bela
– Çarşamba pazarı
– Ömür törpüsü
– Deyim: et tırnak olmak (çok yakın ilgi kurmak)
– Atasözü: Et tırnaktan ayrılmaz. (Akraba arasındaki tartışmalar kalıcı olmayacağından müdahale etmemek gerekir.)
Deyimlerin kimi somutlaştırmaya, kimi söylentiye, kimi de ünlü kişilerle ilgili fıkralara ve anılara dayanır.
– “Ağız yapmak” deyimi, meyve satıcılarının meyveleri cezbedici olmaları için diziş biçiminden gelir.
– “Ağzından baklayı çıkarmak” deyimi, bir şeyh efendiyle ilgili fıkraya dayalıdır.
– “Buyurun cenaze namazına” deyimi, bir tarihi olaya dayanmaktadır.
Kimi zaman deyimler, açıklamasıyla birlikte kullanılır.
– Kimsenin anlamasına meydan vermeden, kaşla göz arasında eti kapıp kaçtı.
– Söylenenleri gıkı çıkmadan sessizce kabullendi.
– Her şeyi kendim yapmak zorundayım bundan böyle, iş başa düştü.
– Dizginleri eline aldı, artık şirketin bütün kontrolü onda.
]]>Bir kavramın, biçimi veya görevi yönüyle başka kavram yerine kullanılmasıdır.
Dört başlık altında incelenir:
1. İnsandan doğaya aktarım:
Organ adlarının ya da insana özgü kavramların doğadaki başka varlıklara aktarılmasıdır.
2.Doğadan insana aktarım:
Doğaya – veya doğadaki diğer varlıklara – özgü kavramların insana aktarılmasıdır.
3. Duyudan duyuya aktarım:
Bir duyuya özgü kavramın, başka bir duyuya aktarılmasıdır.
4. Doğadan doğaya aktarım:
Doğadaki bir varlığa özgü bir kavramın, doğadaki başka bir varlığa aktarılmasıdır. Genellikle şiirlerde ve sanatlı söyleyişlerde görülür.
Deniz yırtılır kimi zaman, ben dikerim.
(Kumaşa, kâğıda özgü bir kavram, denize aktarılmış.)
Ay, ağaçların arasından yere damlıyordu.
(Suya özgü bir kavram, aya aktarılmış.)
Gece, siyah perdesini yavaş yavaş toplamaya başlamıştı.
(kumaşa özgü bir kavram, geceye aktarılmış.)
Ve karlar uçuşmaya başlayınca pencerende
Beni hatırla ey yâr, kalbinin en derininde
(Kuşlara özgü kavram, karlara aktarılmış)
]]>Aniden ortay çıkan duyguların etkisiyle ağızdan bir çırpıda çıkan, bu duyguları daha etkili anlatmaya yarayan kelimelerdir veya sözlerdir. Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir. Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir:
1. Asıl Ünlemler
Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.
2. Ünlem Değeri Kazanmış Kelime ve Sözler
Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır.