AYT Edebiyat Denemesi – 25

AYT EDEBİYAT DENEMESİ – 25

1. Herman Melville, dünya edebiyatında eşine rastlanmayan (I)(benzeri bulunmayan) bir deniz romanı, Moby Dick’i, yazmıştır. Denizle düşüp kalkan (II)(içli dışlı olan) bir gemici olsa da elbette Melville’nin iki yüz yıl önce gün ışığına çıkması (III)(şöhretini koruması) şimdikinden de zordu. Moby Dick de başlangıçta anlaşılamamış, yayıncılar bile ona sırt çevirmişti (IV)(değer vermemişti). Yalnızca bir “serüven romanı” olmadığı ise üzerinde yılların gölgesi yükseldikçe (V) (belli bir zaman geçince) anlaşılmıştır.

Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisi, ayraç içindeki açıklamasıyla anlamca örtüşmemektedir?

A) I      B) II     C) III    D) IV    E) V

2. (I) Öncelikle bir hikâye anlatma sanatı olan sinemada hikâyenin nasıl anlatıldığı, hikâyenin önüne geçebiliyor çoğu zaman. (II) Sinemada, romanda, şiirde, tiyatroda düşünce önemlidir ama o fikrin, ille de felsefi ya da politik bir derinlik taşıması gerekmez. (III) Bir gazete haberi, tarihî bir olay, görülen bir rüya; bir film ya da roman için yönetmenin veya yazarın zihninde bir kıvılcım işlevi görür. (IV) Film ya da romanda bir fikirden yola çıkılarak hikâyenin kurgulanması, karakterlerin giydirilmesi, bakış açısının, hikâyenin zamansal ve mekânsal çerçevesinin, diyalogların, gerilim ve çatışma unsurlarının belirlenmesi söz konusudur. (V) Sinema filmi ile roman arasındaki en keskin çizgi, romanın bireysel, sinemanın kolektif bir üretim olmasıdır.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) I. cümlede, sinemada anlatım biçiminin özden önemli olabildiği belirtilmiştir.

B) II. cümlede, sanatsal yaratılarda bir fikrin savunuculuğunun yapılamayacağı söylenmiştir.

C) III. cümlede, farklı olayların sanat eserlerinin ortaya çıkmasında esin kaynağı olduğu söylenmiştir.

D) IV. cümlede, film ve romanda olayların bir fikir etrafında örgülendiğinden söz edilmiştir.

E) V. cümlede, sinema filmi ile romanın en önemli farkının ne olduğu açıklanmıştır.

3. Bu kitap, yazarın bugüne kadar sanatla ilgili olarak kaleme aldığı yazılardan oluşuyor. Sanat düşüncesi, sanata eleştirel bakış, sanatın eğitimi ve uygulaması bağlamındaki sorunları irdeleyen yazılardan oluşan kitap; sanat tarihi, sanat felsefesi, estetik ve toplum bilim gibi konularda ilginç bilgiler içeriyor. Sanat üzerine eleştirel düşünmenin pek de önemsenmediği ülkemizde önemli bir boşluğu dolduruyor. İçindeki yazılar okurun edilgen kalmasına izin vermiyor. Onu eleştirel bir tutum takınmaya, sanat bağlamında özgün düşünceler üretmeye zorluyor. Eleştiri yapmaya özendirici yanıyla dikkat çeken bir kitap bu.

Bu parçada sözü edilen kitabın en belirgin özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sanat konusunda okura nesnel bilgiler vermesi

B) Yazarın farklı alanlarla ilgili yazılarından oluşması

C) Sanatın belli türlerine ilişkin görüşlere yer veren yazılar içermesi

D) Okurun farklı yorumlar yapmasını engelleyici bir anlatımının olması

E) Okuru eleştirel düşünceye yönlendirip kendi yargılarını oluşturmasını sağlaması

4.                     I

 Âşıkım, dağlara kurulu tahtım,

 Çobanlar bağrımı dağlar da geçer.

 Günümü yıl eden şu kara bahtım,

 Engin gurbetlerden çağlar da geçer.

 II

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,

Ben aşkımla bahar getirdim sana.

Tozlu yollarından geçtiğim uzak

İklimden şarkılar getirdim sana.

Ahenk özellikleri bakımından karşılaştırılan yukarıdaki dörtlüklerde aşağıdakilerden hangisi ortak değildir?

A) Hece ölçüsüyle yazılma

B) Çapraz kafiye düzeniyle oluşturulma

C) 6+5 durak düzenine sahip olma

D) Tam uyağa yer verme

E) Ek ve sözcük hâlinde redife yer verme

5. Anlamları farklı, yazılış ve söylenişleri aynı kelimelerin kullanılmasıyla oluşan uyağa “cinaslı uyak” denir.

Aşağıdaki dizelerin hangisinde cinaslı uyağa yer verilmiştir?

A)        Bu güzellik baki kalmaz sevdiğim

Âşıkın ağlatan gülmez sevdiğim

B)        Hey gidi gölgeler ülkesi dünya

Bir görünmez şeyin gölgesi dünya

C)         Hacet-i dünya için sen varırsın yüz yere

Hacet-i ukba için hiç komazsın yüz yere

D)        Dağlar omuz omza yaslanan dağlar

Sular kararınca paslanan dağlar

E)         Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu

Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu

6. Divan şiirinde kıyafet kültürü de yer alır. Bu açıdan kumaş veya kıyafetin renk, biçim ve diğer özelliklerinin yanında onların anlamları, değerleri, kullanım ve tercih sebepleri şiirin konusu olmuştur. Sanatçılar; şiirlerinde aşk, sevgi, güzel, güzellik gibi konuları dile getirirken kıyafetlerden de söz etmişlerdir. Divan şiirinde kıyafet; daha çok teşbih, istiare ve mecaz yoluyla konu edilmiştir. Bu sırada onların kumaş, renk, şekil, desen vs. özelliklerine de değinilmiştir.

Bu parçaya göre aşağıdaki beyitlerden hangisi, divan şiirinde kıyafet kültürünü temsil eden bir örnek olamaz?

A)        Başına dönmekte cananın o da hasrettedir

Kıpkızıl olmuş hicab-ı aşkdan üftade fes

B)        Yiğit mi oldun a canım nedir bu kırmızı şal

Başında dün dahi bağlıydı kırmızı çenber

C)         Başına gonca-i nesrin urınmış altun tac

Gül almış eğnine zer-beft kırmızı kaftan

D)        Unutdurdu bana serv-i revanı dün gülistanda

Efendim bir uzun boylu yeşil atlaslı afet var

E)         Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı

7. Karagöz oyunuyla ilgili olarak aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

A) Geleneksel Türk tiyatrosuna özgü bir türdür.

B) Oyunda Karagöz aydın tabakayı, Hacivat ise cahil halk tabakasını temsil etmektedir.

C) Güldürü; yanlış anlaşılmalar, kelimelerin taşıdığı farklı anlamlar sonucu ortaya çıkan komiklikler üzerine kuruludur.

D) Dekor, makyaj ve benzeri unsurlar daima ikinci planda kalmıştır.

E) Bütün tipler hayalbaz tarafından, tasvir adı verilen iki boyutlu kuklalar üzerinden canlandırılır.

8. Aşağıdaki dizelerin hangisinde, ayraç içinde verilen edebî sanat yoktur?

A) Şu gurbet ellerde kimsesiz garip

Her öksüz bakışta göz vurdu beni

(mecazımürsel)

B) Ben âşıkım aşka; aşk da sevdalı bana

Âşık tene can, ten ise sevdalı cana

(Tekrir)

C) Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse

Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse

(Tezat)

D) Yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor

Yalnızlık damla damla şakağından sızıyor

(İstiare)

E) Bu kadar letafet çünkü sende var

Beyaz gerdanında bir de ben gerek

(Telmih)

9. I. Aynı yüzyılda yaşamış olmaları

 II. Hoşgörü sahibi olmaları

 III. Eserlerini Türkçe yazmaları

 IV. Mesnevi türünde eser vermeleri

 V. Şiirlerinde tasavvufi kavramlara yer vermeleri

Numaralanmış bilgilerden hangileri Yunus Emre ile Mevlana’nın ortak özelliklerinden değildir?

A) I ve II

B) I ve IV

C) Yalnız III

D) Yalnız V

E) IV ve V

10.Bir kasideden alınan aşağıdaki dizelerin hangisi, ayraç içindeki kavramı örneklememektedir?

A) Her sözüm gülşen-i manaya gönül bezminden

Gül gibi renkli nergis gibi mestane gelir

(Fahriye)

B) N’ola hurşide teşbih eylesem zat-ı hümayunun

Ki anun da senin gibi cihanda yokdur akranı

(Methiye)

C) Dilerem Hak’tan, kılıcun keskin olsun daima

Nitekim evlad-ı Osmân’a müsahhardur kılıç

(Dua)

D) Olsun mübarek ol mehe kabr-i saadeti

Mevla müyesser ede makaam-ı şefaati

(Mersiye)

E) Avare hatırı gibi biçare Şeyhî’nin

Derd ü gam ü belalar ile mübtela hak

(Nesip)

11. Günlük siyasi, sosyal ve kültürel olaylar başta olmak üzere serbest bir şekilde seçilmiş herhangi bir konuyu, bir meseleyi belli bir görüş ve düşünceye göre ele alıp işleyen, yorumlayan, ele aldığı konu etrafında bir kamuoyu oluşturma amacı taşıyan, kısa ve özlü, çoğunlukla konuşma diliyle yazılmaya çalışılan gazete ve dergi yazılarıdır.

Aşağıdakilerden hangisi bu cümlede belirtilen türde bir eser değildir?

A) Bize Göre

B) Bir Avuç Saçma

C) Eski Saat

D) Karalama Defteri

E) Şehir Mektupları

12. Üdig mini komıttı

 Sakınç manga yumıttı

 Könglüm angar emitti

 Yüzüm mening sargarur

Günümüz Türkçesi

 Aşk beni coşturdu ve heyecanlandırdı

 Dert bana (geldi ve bende) toplandı

 Gönlüm o (güzel)e meyletti

 Yüzüm (o yüzden) sararıyor

Günümüz Türkçesiyle açıklaması yapılan bu şiir ile aşağıdaki kavramlardan hangisi arasında bir ilişki kurulamaz?

A) Sav

B) Lirizm

C) Şölen

D) Güzelleme

E) Kopuz

13. II. Meşrutiyet’te kadın hakları konusu, basında şiddetli tartışmalara yol açmış; Batıcılar ve bazı kadınlarımız kadın haklarını savunmuşlardı. Bu arada Kadınlar Dünyası, Mehasin, Kadın ve Demet gibi kadın dergileri çıkarılmış ve bazı kadın dernekleri de kurulmuştu. Halide Edip Adıvar da kadın sorunu üzerinde durmuş, ideal kadın kahramanlara eserlerinde yer vermiştir. Romanlarındaki temel kadın kahramanlar genellikle güçlü, idealist, eğitimli ve moderndir. Aşk ve evliliğin kutsallığına inanan kadınlar, yuvalarına sadık, fedakâr kişilerdir. Romanlarındaki Kaya, Ayşe, Lale, Rabia gibi kadın kahramanlar bunlardan bazılarıdır.

Bu parçada Halide Edip Adıvar’ın hangi romanının kahramanından söz edilmemiştir?

A) Yeni Turan

B) Tatarcık

C) Vurun Kahpeye

D) Sinekli Bakkal

E) Ateşten Gömlek

14. Türk romanında temel sorun, Batılılaşmadır. Alafranga züppe tipi en çok ilgi gören olgudur. Bu tipten hareketle Türk toplumunun Batı karşısındaki tutumu ve Batılılaşma deneyimine dair ilk tepkiler açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İlk dönem Türk romanında çok sayıda züppe tipi bulunmasının temel nedeni budur. Bihruz, Meftun, Seniha ve Efruz Bey bu tiplerde öne çıkan kişilerdir.

Bu parçada örneklendirilen züppe tipleri aşağıdaki yazarlardan hangisinin yapıtında yer almamıştır?

A) Hüseyin Rahmi Gürpınar

B) Yakup Kadri Karaosmanoğlu

C) Ömer Seyfettin

D) Recaizade Mahmut Ekrem

E) Sami Paşazade Sezai

15. Türk edebiyatında şiir türünde önemli yenilikler yapan şairlerin başında gelir. Bireyin çıkmazı, kaçış, melankoli, iç duyuş ve kriz kavramlarıyla edebiyat tarihlerinde yer bulan sanatçı, şiirlerinde bireysel ve içe dönük temaları işlememiştir. Kimi şiirlerinde sosyal hayatı, toplumsal bunalımları, özellikle manzum hikâyelerinde geçim sıkıntısı ve toplumsal trajedileri dile getirmiştir. Toplumu ve halkı gözlemleyip oradan aldığı izlenimleri Servetifünun şiiri hassasiyetinde ancak daha sade bir dille ifade etmiştir.

Bu parçada sözü edilen sanatçı, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Cenap Şahabettin

B) Tevfik Fikret

C) Mehmet Akif Ersoy

D) Süleyman Nazif

E) Mehmet Emin Yurdakul

16. Sosyal fayda peşinde koşan yazarın hikâye ve romanda ulaşmaya çalıştığı hedef, Türk halkında çağdaş medeniyete uymayan düşünüş ve yaşayış tarzını değiştirmektir. Roman okumaktan maksadın hem eğlenmek hem öğrenmek olduğunu söyler. “Hace-i Evvel” olarak okuyucu için faydalı bulduğu telkinleri ön plana alan yazar, bu bakımdan, modern hikâye ve romanın tekniğine dikkatle bağlanma gereği duymaz. Okuyucunun hoşlanması için, olayı meraklı ve heyecanlı bir şekilde yürütmekte büyük ustalık gösterir. Bu dikkat, okuyucuya sık sık verdiği genel kültür unsurlarını sıkıcı olmaktan kurtarmaya da yarar. Olaya üçüncü bir şahıs olarak karışması, olaylar hakkında bireysel düşüncelerini söylemesi, okuyucuya sorular sorup onları yine kendisinin cevaplaması da meddah tekniği ile yakından ilgilidir.

Aşağıdaki eserlerden hangisi bu parçada sözü edilen sanatçıya ait değildir?

A) Hüseyin Fellah

B) Paris’te Bir Türk

C) Henüz On Yedi Yaşında

D) Çok Bilen Çok Yanılır

E) Avrupa’da Bir Cevelan

17. Kişi tahlillerinde pek hevesli görünmeyen yazarın tasvir gücü, ilk yazılarının çıkışından beri herkesçe beğenilmiş, ustalığında âdeta oy birliği edilmiştir. İstanbul yazılarındaki deniz, Anadolu hakkındaki tabiat, Yezidin Kızı’ndaki çöl, Çete’deki dağ tasvirleri, edebiyatımızın güçlü parçaları arasındadır. Dikkatli gözlemciliği, incelikleri ve ayrıntıları yakalama kabiliyeti dolayısıyla “ressam yazar” olarak anılmıştır. Bu ressam yazar; renk, ışık, koku, biçim duyumlarını, binbir benzetme ve zekâ oyunuyla belirtip gözler önüne getirmekte çok başarılıdır.

Bu parçada sanat özelliklerinden söz edilen yazar aşağıdakilerden hangisidir?

A) Halide Edip Adıvar

B) Ömer Seyfettin

C) Refik Halit Karay

D) Halit Ziya Uşaklıgil

E) Reşat Nuri Güntekin

18. Otele, sabaha karşı döndü. Hemen banyoya girdi, yıkandı, çamaşır değiştirdi. Yarı çıplak, yatağa uzandı. Kapamayı unuttuğu perdelerin arasından giren güneşle uyandı. Başı ağrıyordu. “Yatarken aspirin almalıydım.” diye söylendi. Sinekler vücuduna, beyaz çarşafa konuyordu. Çürüyorsun oğlum Turgut: sinekler de kokunu aldı. Çürümek dedim de aklıma geldi: Bugün iş peşinde koşmalıyım. Daire dediklerine göre, çevresinde dönüp duracaksın. Yumuşak bir dönüş: yavaş yavaş yıpratır insanı. Yataktan kalktı, temiz bir gömlek giydi. Gömleğin hafif serin ve ince teması hoşuna gitti. Küçük şeylerden memnun olmasını bilmelisin. Küçük sevinçler, büyük atılışlara yardım eder. Cenap Şehabettin olsaydı bu sözü kaçırmazdı, hemen bir yere yazardı. Bana yazık oluyor. Çorap da temiz olmalı, dünkü düğümün buruşturduğu kravat da değişmeli.

Bu parçayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Tanrısal bakış açısından yararlanılmıştır.

B) Anlatıcının psikolojik durumuna değinilmiştir.

C) Diyalog tekniğinden yararlanılmıştır.

D) Olaydan çok, durumlar üzerinde durulmuştur.

E) Betimleyici ögelere yer verilmiştir.

19. Şiirde her zaman mükemmellik peşinde olmuş; mükemmelliğe, dilin ve şiirin malzemesi olan kelime seçiminde gösterdiği titizlikle ulaşılabileceğinin farkına varmış, şiirlerinde kelimeler üzerinde kuyumcu titizliğiyle durmuştur. “Beyaz lisan” adını verdiği Türkçemizde şiirinin iki kanadından birini şiirsellik, diğerini de anlam oluşturmuştur. Saf şiirin en önemli temsilcilerinden olmuş, şiirselliği de daha çok musiki ile temin etmeye çalışmıştır. Bunun için de şiirlerini aruzla kaleme almıştır. Heceyle yazdığı Ok şiiri dışındaki bütün şiirlerini aruzla yazmıştır.

Bu parçada sözü edilen sanatçı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yahya Kemal Beyatlı

B) Mehmet Akif Ersoy

C) Tevfik Fikret

D) Mehmet Emin Yurdakul

E) Necip Fazıl Kısakürek

20. —-, divan şiirinde Necati’yle belirginleşen, Bâkî ve Şeyhülislam Yahya gibi şairlerin eserlerinde mükemmelleşen mahallîleşme deneyiminin 18. yüzyıldaki en büyük temsilcisidir. Şiirlerinde halk edebiyatına yakınlaşması, İstanbul hayatından sahneler sunması, gerçek hayattan alınan unsurları kullanması, günlük dilden gelen konuşma kalıplarına ve deyimlere yer vermesi, yerlilik arzusunu gösteren unsurlar olarak görülmektedir.

Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Sünbülzade Vehbî

B) Enderunlu Vasıf

C) Şeyh Galip

D) Nedim

E) Nevizade Atayi

21. Seyreyledim eşkâl-i hayatı

 Ben havz-ı hayalin sularında

 Bir aks-i mülevvendir onunçün

 Arzın bana eşcar u nebatı

(Hayatın şekillerini, hayal havuzunun sularında seyrettim. Bundan dolayı dünyanın canlı ve cansız cisimleri, benim için hayal havuzunun sularına vurmuş renkli akislerdir.)

Ünlü şair, sanatını ve dünya görüşünü âdeta bu dört dizeye sığdırmış gibidir. Ona göre hayat, şekillerden, renkli yansımalardan ibarettir. “Akşam şairi” olarak da bilinen sanatçı, daima hayatın ve cemiyetin dışındadır ve realiteden kaçış hâlindedir. Ona bir sembolistten çok, bir empresyonist, görülen anı hemen yakalama ve tespit etme konusunda harikulade vizyoner bir ressam demek daha doğru olur.

Bu parçada sözü edilen sanatçı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Cenap Şahabettin

B) Ahmet Haşim

C) Tevfik Fikret

D) Namık Kemal

E) Yahya Kemal Beyatlı

22. Tasvir, kurmaca eseri oluşturan mekân, olay, zaman gibi unsurların sözcüklerle resmedilmesi, görünür hâle getirilmesi, okurun gözü önünde sözcüklerle bir resim çizilmesidir.

Aşağıdaki parçaların hangisinde tasvir tekniğine yer verilmemiştir?

A) Yeni başlayan sabahın koyu mavi, uçuk ve baygın ışık tonunda rengi belli olmayan kısık ve yorgun gözler, yanak çukurlarında mürekkep lekeleri gibi keskin gölgelerin oyduğu ve buruşturduğu çentikli, soluk ve abraş bir yüzde onu görmek ve tanımak zahmeti çekiyordu.

B) Divanın kenarına oturdu. Dizlerini birbirine değdirerek bacaklarını açmıştı. Ayakları da uçları içeriye doğru dönük ve çarpık duruyordu.

C) Kızının yatacağı odayı özenle hazırlattı karısına, Buldan bezi çarşaflar yaydırdı somyasına. Bursa işi ince peşkirler astırdı, oda kapısının arkasına çakılı çivilere.

D) Odasına girince kapıyı kapadı. Boğazı düğümleniyordu. Kendini tuttu ve ağlamadı. Odasının her tarafına son defa baktı. Yutkundu. Ağzında yine bir kuruluk vardı.

E) İçerisi karmakarışık. Gardırobun kapısı açık. Yerde bir teki görünmeyen ve ilk bakışta beyaz bir kedi yavrusuna benzeyen soket… Divanın baş tarafında ve yerde, her birinde beşer onar sayfa okunmuş, sayfalarının hepsi açılmamış romanlar…

23. “Sirkeci’de bir otelde geceliği dört kuruş olmak üzere bir yatak kiraladı. Bu otelin yanı başındaki pis aşçı dükkânından da karnını doyurmaya başladı. Daracık, hava almaz, güneş görmez, rutubetli, mundar, örümcekli, alçak tavanlı bir oda içinde paslı, kırık bir demir karyola üzerinde katı bir ot minder ile incecik bir yün şiltenin kirli bir çarşafla örtülüp bir tane yün yastık ve bir pis yorganla örtülmüş olunmasından vücuda gelmiş yatağı içine girip de hâliyle mazisini mukayeseye başladığı zaman Suphi’nin ağlayacağı gelmekte idi. Suphi, şu sefil yaşam şartları içinde bile Ürani’yi bir türlü hatırından çıkaramıyordu.”

 Zehra romanından alınan bu bölümde yazar, “sefil yaşam şartları” olarak nitelendirdiği ve olabilecek en kötü şekilde tasvir ettiği otel odası ile aslında kahraman Suphi’nin perişanlığını yansıtmak istemiştir.

Bu parçada eserinden söz edilen sanatçının etkilendiği edebî akım aşağıdakilerden hangisidir?

A) Klasisizm

B) Romantizm

C) Parnasizm

D) Natüralizm

E) Sürrealizm

24. I. Bir rüya içinde yahut sihir âlemi karşısında idi; kemanların titreyen eninleri (inleyiş), filavtanın (flüt) kahkahaları, sanki bu aletlerden, bütün kirişlerle tahta veya bakır parçalarından sihirli bir nefesle canlanarak, kanatlanarak uçuşan küçük küçük nağmeler birbirine atılıyor; birinden ötekine bir hicran (ayrılık) sadası, ötekinden bir ıstırap enini, şundan bir tahassür nalesi (özlem iniltisi), diğer birinden bir ümit cevabı çıkararak, bütün o biçare insan ruhuna mahsus acılıkların, tatlılıkların hazinesi taşıyor, mai (mavi) siyah kelebekler gibi uçuşarak, birbirleriyle dudak dudağa bir visal (kavuşma) içinde dağılıyorlar, yükseliyorlar; sonra bunlar o parlak semanın mailiklerine, şu karanlık denizin siyahlıklarına serpiliyor.

 II. Ayşe, Peyami’ye durumu şu şekilde anlatmaktadır: “İstanbul, iki günlüğüne fakir İzmir’e benzemektedir. İstanbul, 16 Mart’ta garip bir duygu ile güne uyandı. Gürültü, haylazlık, amaçsızca dolaşma mevcut ancak kimseden çıt bile çıkmıyor. Görüşmemde ilk kez öylesine sessiz İstanbul’a rastladım. Ancak o kez havada korku yoktu. Beddua edilen bir duygu vardı. Zeynep saat 9’da vardı. Gece yarısında işgal başladı. Britanyalılar zırhlı araçlarla ilerliyorlardı. Onlar, o akşam hatta Esat Paşa’yı da alıkoydular. O, hafif yaralı olarak ihbar edilmişti. Sokaklarda İngiliz erlerinin refakatçileri vardı.

Öğretmen yukarıdaki iki metni tahtaya yansıtmış ve öğrencilerden bu metinlerin hangi döneme ait olabileceğine yönelik fikirlerini sormuş; öğrenciler şu yanıtları vermiştir:

 Aslı: Umutsuzluk ve karamsarlığın hâkim olmasından hareketle ilk metin Servetifünun yazarlarına, ikinci metinse Anadolu’dan söz ettiği için Millî Edebiyat Dönemi yazarlarına ait olabilir.

Berk: Toplumsal bir konu işlendiği için ilk metin Tanzimat Dönemi yazarlarına, ikinci metinse melankolik bir aşk anlatıldığı için Servetifünun yazarlarına ait olabilir.

Cansu: Bireysel bir konu işlendiği için ilk metin Servetifünun yazarlarına, ikinci metinse İstanbul anlatıldığı için Tanzimat Dönemi yazarlarına ait olabilir.

Öğrencilerden hangileri bu metinlerle ilgili doğru tahminde bulunmuştur?

A) Aslı

B) Berk

C) Cansu

D) Aslı ve Berk

E) Berk ve Cansu

CEVAP ANAHTARI

1 – C11 – D21 – B
2 –B12 –A22 –D
3 –E13 –c23 –D
4 –D14 –E24 –A
5 –C15 –B  
6 –E16 –D  
7 –B17 –C  
8 –E18 –C  
9 –C19 –A  
10 –E20 –D  

Bunları da gezebilirsin.

AYT Edebiyat Denemesi – 24

AYT EDEBİYAT DENEMESİ – 24 Bazı şehirler, size kapılarını açmak (I) (ziyaretçi olarak kabul etmek) …